14 Ocak 2011 Cuma

BAÇÇI

.

Çocukluğumuzda "baççı oyunu" adında bir oyun oynardık. Baççı; uç kısmı kalem ucu gibi sivriltilmiş, yaklaşık 70 cm boyunda, 5-6 cm çapında bir sopaydı. Her çocuk bu deyneklerden birkaç tane yapardı. Kendisi yapamayanlar, büyüklerine yaptırırdı. Boş zamanlarda, harman yerlerinde veya, hayvan gübrelerinin dökülmüş olduğu gübeliklerde oynanırdı. Saymaca sonucu bir ebe seçilir, seçilen ebe baççısını yere diklemesine saplardı. Ondan sonra oynayacak olanlar sıra ile ellerindeki baççı'ları bu baççıya yanlamasına vurarak ve aynı zamanda baççısını yere saplamak suretiyle ebenin baççısını ve kendisinden önce saplayanların baççılarını düşürmeye çalışırlardı. Yerdeki baççıyı düşürebilen, eğer kendi baççısı da yere saplanmışsa, rakip baççıyı almaya hak kazanırdı. Böylece, ne kadar baççı devirir, elinde ne kadar çok baççı biriktirirse, o günün kahramanı olurdu.


Çok yenilmemek için herkes kendi akranı ile oynardı.


Baççı, televizyonun, yapay oyuncakların olmadığı o devirlerde, köy yerinde, çocukların vazgeçilmez eğlencelerindendi. Harman yerlerinde toplanmaların bir vesilesiydi. Oyundan oyuna geçilirken, baççı da diğer oyunların yanında bir renkti.

Şimdi bu günden bakınca o günler, sanki eski çağlarda yaşanmış gibi geliyor ama aslında çok geçmiş değil. Zaman ne çabuk geçiyor.





Ramazan Işık

.