.
Yüreğinin bağ bozumunda bile,
Sevda türküleri çalar, gönül telleri.
Güz gelip, yaprak dökende duygular,
Ağıtlar yakar, karalar bağlamış dudaklar.
Ramazan Işık
25 Kasım 2010 Perşembe
15 Kasım 2010 Pazartesi
KARA ÇIKINLARDAN GİDESİCE
.
-Şefre (Şerife) Polat Ebem'e saygılarımla-
Yaşlı kadın, otobüste, şoförün arkasındaki yolcu koltuğunda oturuyor, ilçeden, il merkezine gitmekte olduğu yolculukta, kıvrımlı yolda, şoförün araç kulanmasını dikkatle izliyordu. O kadar dikkatle izliyordu ki, O'nun her halinden haberdardı. Bir ara, şoförde bir durgunluk sezdi. Otobüs yalpalamaya, yolda gezerek gitmeye başlamıştı. Pür dikkat kesildi. Şoförün uyuklamakta olduğunu kavraması gecikmedi. Sağ elini yumruk yapıp, şoförün sırtına öyle bir indirdi ki,
"kara çıkınlardan gidesice, bizi uçuruma mı atacaksıııııın" , diye bağırdı.
Şoför, ne olduğunu anlayamadan, uyandı uykusundan. Direksiyonu sımsıkı kavradı. Arabayı kurallarına uygun kullanmaya başladı. Ama bir merak da sardı kafasında. Yaşlı kadına sormadan edemedi; "teyze, tamam, hata yaptım anladık da, bu kara çıkınlardan gidesice'de ne oluyor", dedi.
Kadın, daha dinmemiş öfkesini bastırmaya çalışarak, ve başını anlamlı anlamlı sallayarak , "geberirsen görürsün KARA ÇIKIN'ları", dedi.
Kara çıkın; kadıncağızın sözlüğünde, ihtiyacı olanlara verilmek üzere, ölünün arkasından hazırlanan, ölen kişiye ait eşyalardan oluşan bohça veya eski çağlarda insanları ölüme götüren bir hastalıktan başka birşey değildi.
Diğer oturaklarda yolculuk yapanlardan, bu olanları izleyenler; öncesinde kaygıyla başlayan mizanseni, sonrasında, bir komedi oyunu seyreder gibi izlemekten kendilerini alamadılar.
Ramazan Işık
-Şefre (Şerife) Polat Ebem'e saygılarımla-
Yaşlı kadın, otobüste, şoförün arkasındaki yolcu koltuğunda oturuyor, ilçeden, il merkezine gitmekte olduğu yolculukta, kıvrımlı yolda, şoförün araç kulanmasını dikkatle izliyordu. O kadar dikkatle izliyordu ki, O'nun her halinden haberdardı. Bir ara, şoförde bir durgunluk sezdi. Otobüs yalpalamaya, yolda gezerek gitmeye başlamıştı. Pür dikkat kesildi. Şoförün uyuklamakta olduğunu kavraması gecikmedi. Sağ elini yumruk yapıp, şoförün sırtına öyle bir indirdi ki,
"kara çıkınlardan gidesice, bizi uçuruma mı atacaksıııııın" , diye bağırdı.
Şoför, ne olduğunu anlayamadan, uyandı uykusundan. Direksiyonu sımsıkı kavradı. Arabayı kurallarına uygun kullanmaya başladı. Ama bir merak da sardı kafasında. Yaşlı kadına sormadan edemedi; "teyze, tamam, hata yaptım anladık da, bu kara çıkınlardan gidesice'de ne oluyor", dedi.
Kadın, daha dinmemiş öfkesini bastırmaya çalışarak, ve başını anlamlı anlamlı sallayarak , "geberirsen görürsün KARA ÇIKIN'ları", dedi.
Kara çıkın; kadıncağızın sözlüğünde, ihtiyacı olanlara verilmek üzere, ölünün arkasından hazırlanan, ölen kişiye ait eşyalardan oluşan bohça veya eski çağlarda insanları ölüme götüren bir hastalıktan başka birşey değildi.
Diğer oturaklarda yolculuk yapanlardan, bu olanları izleyenler; öncesinde kaygıyla başlayan mizanseni, sonrasında, bir komedi oyunu seyreder gibi izlemekten kendilerini alamadılar.
Ramazan Işık
10 Kasım 2010 Çarşamba
ÜRETEBİLECEĞİNİZ EN GÜZEL ŞEY
.
Birbirlerine çok yakışıyorlar. Oğlan bir doksan boyunda, kız da ona yakın. Yan yana geldiklerinde, çok güzel bir görüntü oluşturuyorlar. Onlardan güzel haberler almak, bize de mutluluk veriyor.
Gençlerle beraber olmak gibisi yok, hayatımız neşe doluyor. Açıyorlar bilgisayarlarını, videolar izletiyorlar bize. Yurt dışında , tenha bir cadde ortasında, arabanın teybinden, açmışlar halay müziklerini, halay çekmişler. İkisi kendi başlarına. Onu da videoya alıp, izlettirdiler bize. Benzer bir video da Türkiye'de, deniz kenarında bir yerde çekmişler. Çok hoştu doğrusu. İkisi, yalnız başlarına çektikleri halay videoları. Neşe dolu, kahkaha dolu.
Serde öğretmenlik var ya, öğüt vermeden duramadım. Nişanlı gençleri karşıma alıp;
"gençler", dedim. " işte bu...
hayatta üretebildiğiniz iki şey çok önemli ;
birincisi, bu videolar, halaylar... yani mutluluklar,
ikincisi ise, düğünden sonra, bizlere hediye edeceğiniz yavrular, çocuklarınız.
Gerisi hikaye...
Çal-çaput, eşya, ve diğer eksiklikler için, kesinlikle birbirinize en ufak bir serzenişte dahi bulunmayın.
Mutluluk üretin, bir de sevimli çocuklar. Sizden beklentilerimiz bunlardır..."
Gençlerin gözlerinde de, benzer pırıltıları gördüm. Bu yönde adımlar atıyorlar. Atmaya da devam edecekler.
.
Birbirlerine çok yakışıyorlar. Oğlan bir doksan boyunda, kız da ona yakın. Yan yana geldiklerinde, çok güzel bir görüntü oluşturuyorlar. Onlardan güzel haberler almak, bize de mutluluk veriyor.
Gençlerle beraber olmak gibisi yok, hayatımız neşe doluyor. Açıyorlar bilgisayarlarını, videolar izletiyorlar bize. Yurt dışında , tenha bir cadde ortasında, arabanın teybinden, açmışlar halay müziklerini, halay çekmişler. İkisi kendi başlarına. Onu da videoya alıp, izlettirdiler bize. Benzer bir video da Türkiye'de, deniz kenarında bir yerde çekmişler. Çok hoştu doğrusu. İkisi, yalnız başlarına çektikleri halay videoları. Neşe dolu, kahkaha dolu.
Serde öğretmenlik var ya, öğüt vermeden duramadım. Nişanlı gençleri karşıma alıp;
"gençler", dedim. " işte bu...
hayatta üretebildiğiniz iki şey çok önemli ;
birincisi, bu videolar, halaylar... yani mutluluklar,
ikincisi ise, düğünden sonra, bizlere hediye edeceğiniz yavrular, çocuklarınız.
Gerisi hikaye...
Çal-çaput, eşya, ve diğer eksiklikler için, kesinlikle birbirinize en ufak bir serzenişte dahi bulunmayın.
Mutluluk üretin, bir de sevimli çocuklar. Sizden beklentilerimiz bunlardır..."
Gençlerin gözlerinde de, benzer pırıltıları gördüm. Bu yönde adımlar atıyorlar. Atmaya da devam edecekler.
İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur.
Ramazan Işık
.
26 Ekim 2010 Salı
KANAAT ÖNDERİ
.
Son zamanlarda bir kanaat önderi'dir tutturulmuş gidiyor. Takıldım buna. "Kanaat önderi" nedir. Ne anlamalıyım bu iki kelimeden ve kavramdan. Düşünen her insan gibi, ben de bu konuyu irdelemeye çalıştım."Kanaat önderi" , nedir.
"Kanaat" kelimesini, düşünce, fikir olarak açıklıyor sözlükler. "Kanaat Önderi" ise, düşünce ve fikirde öncülük eden anlamına gelse gerek. Buradan şunu çıkarabiliriz; bir konuda, bizim bir düşünce üretmemize gerek yoktur. Kanaat önderlerinin düşüncelerine, söylediklerine bakmalıyız. Onlar ne diyorsa öyle davranmalıyız. Bu durumda kendi düşünme yeteneklerimizi çalıştırmamıza gerek yok. Nasıl olsa bizim adımıza düşünen insanlar var. Biz ona tabii olalım yeter. Düşünüp de neden zihnimizi yoralım ki. Kanaat önderi düşünsün. Milyonların düşünmesine ne gerek var. Kanaat Önderi sıfatlı bir kişi, zihnini yorup düşünsün, diğer insanlar rahat etsin, çiftiyle çubuğuyla uğraşsın.
Koyun sürülerinin de kanaat önderleri vardır. Sürünün bu önderleri, bazan sulak alanları bulurlar, tüm sürüyü oraya taşır, hem suyunu içirir, hem de çayırlarda bol bol otlanır, karnını doyurur. Böyle zamanlar, sürü önderi için de, sürü için de hayat çok güzeldir. Ama, bazan öyle bir durum doğar ki, bir ses, bir gürültü, sürüyü bir anda şaşkına çevirir, sürü panikler. Hep birden, kanaat önderinin arkasından koşmaya başlar. Kanaat önderi olan "baş koyun", kendisini uçurumdan atıverir, hiç düşünmeden tüm sürü de kanaat önderinin arkasından dooğru uçurumun dibine...
Allah bizi, kanaat önderlerinden korusun. Kendi başına düşünebilen, yorum yapabilen, insan olduğunun farkına varmış, bu erdemi yaşayabilen kişiler olduğumuz zaman, her birimiz bir "kanaat önderi" oluruz. Sürüler gibi güdülmekten kurtulur, kanaatlerimizi kendimiz oluştururuz.
Ramazan Işık
.
Son zamanlarda bir kanaat önderi'dir tutturulmuş gidiyor. Takıldım buna. "Kanaat önderi" nedir. Ne anlamalıyım bu iki kelimeden ve kavramdan. Düşünen her insan gibi, ben de bu konuyu irdelemeye çalıştım."Kanaat önderi" , nedir.
"Kanaat" kelimesini, düşünce, fikir olarak açıklıyor sözlükler. "Kanaat Önderi" ise, düşünce ve fikirde öncülük eden anlamına gelse gerek. Buradan şunu çıkarabiliriz; bir konuda, bizim bir düşünce üretmemize gerek yoktur. Kanaat önderlerinin düşüncelerine, söylediklerine bakmalıyız. Onlar ne diyorsa öyle davranmalıyız. Bu durumda kendi düşünme yeteneklerimizi çalıştırmamıza gerek yok. Nasıl olsa bizim adımıza düşünen insanlar var. Biz ona tabii olalım yeter. Düşünüp de neden zihnimizi yoralım ki. Kanaat önderi düşünsün. Milyonların düşünmesine ne gerek var. Kanaat Önderi sıfatlı bir kişi, zihnini yorup düşünsün, diğer insanlar rahat etsin, çiftiyle çubuğuyla uğraşsın.
Koyun sürülerinin de kanaat önderleri vardır. Sürünün bu önderleri, bazan sulak alanları bulurlar, tüm sürüyü oraya taşır, hem suyunu içirir, hem de çayırlarda bol bol otlanır, karnını doyurur. Böyle zamanlar, sürü önderi için de, sürü için de hayat çok güzeldir. Ama, bazan öyle bir durum doğar ki, bir ses, bir gürültü, sürüyü bir anda şaşkına çevirir, sürü panikler. Hep birden, kanaat önderinin arkasından koşmaya başlar. Kanaat önderi olan "baş koyun", kendisini uçurumdan atıverir, hiç düşünmeden tüm sürü de kanaat önderinin arkasından dooğru uçurumun dibine...
Allah bizi, kanaat önderlerinden korusun. Kendi başına düşünebilen, yorum yapabilen, insan olduğunun farkına varmış, bu erdemi yaşayabilen kişiler olduğumuz zaman, her birimiz bir "kanaat önderi" oluruz. Sürüler gibi güdülmekten kurtulur, kanaatlerimizi kendimiz oluştururuz.
Ramazan Işık
.
24 Eylül 2010 Cuma
TEREYAĞIMIZI KENDİMİZ YAPALIM
Bugün bambaşka bir konuya girelim. Herkes yemek yapıyor ya. Ben de gıda sektörüne el atıp, bu konuda birşeyler yazayım istedim.
Tereyağı her evde tüketilen, vazgeçilmez gıdalarımızdandır. Piyasadan alınan tereyağlar her zaman güvenilir olmayabiliyor. Tereyağı yapmanın bilinen yolu ; yağlı yoğurdu yayıkla yayıp, yüzüne biriken yağları almaktır. Bugün yaşamakta olduğumuz ortamlarda bu her zaman mümkün değildir.
Tereyağı yapmanın daha pratik bir yolu da süt kaymağından (krema) tereyağı yapmaktır.
Kaymak mandıralarda satılır. Fiyatı piyasada satılan tereyağlarına göre yarı yarıya ucuzdur. Büyük oranda da yağa dönüştüğü için çok ekonomiktir. Bir örnek verecek olursak; bendeniz sık sık uğramak durumunda olduğumuz ilçedeki mandıraların birinden, kilosunu 7 TL ye kaymak aldım. Bu kaymağın bir kilosundan yaklaşık 900 gram tereyağı çıkıyor. Hem katıksız, sağlıklı, güvenilir, hem de ekonomik.
Yapımı çok basittir. Mandıradan alacağınız kaymağı, buz dolabının alt kısmında bir gün bekletin. Bir leğen içinde mıncıklayın. Yağ oluşmaya başlayacaktır. Çok az miktarda su ise, leğenin tabanında birikecektir. Bu suyu bir kaba süzün. Süzdüğünüz bu suyu keklerinizde kullanabilirsiniz. Kalan yağı da topaçlar haline getirip, soğuk su ile yıkayın. Uzun süre saklayacağınız yağları % 1.5 oranında tuzlayabilirsiniz. Bir miktarını da tuzsuz olarak buzluğunuza koyup , zamanla çıkarıp sofraya getirebilirsiniz.
Ayrıca, eğer illa eski yayık yağı tadını arıyorum diyorsanız yapmanız gereken şey, aldığınız bu kaymağın içine biraz yoğurt katıp, yayıkta yayar gibi çalkalayıp işleme devam etmektir. O zaman elde edeceğiniz tat çok daha güzel olacaktır.
Tereyağı sıhhattir. Soframızdan eksik etmemeliyiz.
Afiyet olsun.
Ramazan Işık
15 Ağustos 2010 Pazar
ÇARIKLI ERKAN-I HARPLER
.
İnceden süzer seni. Dış görünüşüne bakınca hiçbir şeyden anlamazlar sanırsın. "Bir köylü parçası işte", der geçer bazıları. Okul yüzü de görmemiş. Ne anlar hayattan, dünyadan, bilimden, sanattan.
Yavaşça yanına yaklaşır, sezdirmeden. Seni gördüğü anda, sana ait bir yargıya varmış, giyiminden-kuşamından, duruşundan, bakışından notunu vermiştir kendince. Ona göre yaklaşır yanına. Sende bir boşluk sezdiyse, vay haline. Maskarası olursun, o birşeyden anlamadığını sandığın adamın. Şehirlerde pek göremezsin böylelerini. Kasketini de yan yatırır bazan. Öyle bir laf eder ki, cin çarpmışa dönersin. Kırk yıl düşünsen aklına gelmez. Hiçbir okul onların konuştuklarını öğretemez insana. Zeka gerekir, gözleme dayalı yorum yapmak için. Onlarda fazlasıyla vardır bu. Zaten hayatı gözlemle geçmiştir. Hayvanların davranışlarından başlamıştır gözlem yapmaya. Onu insan davranışlarına uyarlarlar. Verdiği örnekler de hayvan davranışlarının insana uyarlanmış şekilleridir.
Sözlükler; "ordu'nun savaşta nasıl teşkilatlanacağını belirleyen subaylar", olarak açıklar erkan-ı harp'i. Bugünkü adıyla kurmay subay' ların genel adıdır.Çarık ise, ayak boyundan biraz genişçe kesilmiş deri parçası ve onu bağlamak için, yine deriden şeritler halinde kesilmiş, bağcıktan oluşan ayak giysisidir.
Köye gelen yüksek dereceli bir memur, Mehmet ağa ile sohbete başlamış. Kendince O'nu aşağılayıp, takılmak istemiş; "yahu Mehmet Ağa, ben bu köylü milletine şaşıyorum", demiş. "Bu sizin kadınlarda, çalışa çalışa güzellik kalmamış, güneşten, tozdan ciltleri bozulmuş. Ahırlarda hayvanlarla fazla içli dışlılar, kokudan yanlarına yanaşılmaz olmuş. Bu durumda bu kadınlarla aynı yatağa nasıl giriyorsunuz", demiş.
Bizim çarıklı erkan-ı harp cevabı yapıştırmış. "Beyim", demiş, "ne yapalım, gerçekten biz de istemiyoruz , ama başka çaremiz yok, biz de sizin hanımları aklımıza getirip getirip giriyoruz yatağa", demiş.
Çarıklı Erkan-ı Harpler'le laf yarışına girilmez. Onlara çok takılınmaz.
Atatürk'ün bile bazı sorulara cevap vermekte zorlandığı anlar, bu insanlar karşısında yaşadığı anlardır.
Büyük Önder, Milli Mücadele sonuçlandıktan sonra, Mersin'de şehir turu yapıyor. Tur sırasında cadde üstündeki binaların kimlere ait olduğunu soruyor. Güzel binaların hemen hemen tamamının gayrimüslimlere ve yabancı uyruklu insanlara ait olduğunu öğrenince, oradakilere sormuş; "bunlar bu binalara sahip olurlarken sizler neredeydiniz, siz neden bu binalara sahip olmadınız". Orada bulunan bir Çarıklı Erkan-ı Harp, "Paşam, onlar bu binalara sahip olurken, biz yedi cephede savaşıyorduk", demiş.
Atatürk, daha sonraki zamanlarda çevresindekilere; "hayatta en zorlandığım anlardan biri, bu köylünün bana verdiği bu cevaptı", demiştir.
Çarıklı Erkan-ı Harp'ler bu ülkenin ortak akıl ve feraset abideleridir.
Ramazan Işık
.
İnceden süzer seni. Dış görünüşüne bakınca hiçbir şeyden anlamazlar sanırsın. "Bir köylü parçası işte", der geçer bazıları. Okul yüzü de görmemiş. Ne anlar hayattan, dünyadan, bilimden, sanattan.
Yavaşça yanına yaklaşır, sezdirmeden. Seni gördüğü anda, sana ait bir yargıya varmış, giyiminden-kuşamından, duruşundan, bakışından notunu vermiştir kendince. Ona göre yaklaşır yanına. Sende bir boşluk sezdiyse, vay haline. Maskarası olursun, o birşeyden anlamadığını sandığın adamın. Şehirlerde pek göremezsin böylelerini. Kasketini de yan yatırır bazan. Öyle bir laf eder ki, cin çarpmışa dönersin. Kırk yıl düşünsen aklına gelmez. Hiçbir okul onların konuştuklarını öğretemez insana. Zeka gerekir, gözleme dayalı yorum yapmak için. Onlarda fazlasıyla vardır bu. Zaten hayatı gözlemle geçmiştir. Hayvanların davranışlarından başlamıştır gözlem yapmaya. Onu insan davranışlarına uyarlarlar. Verdiği örnekler de hayvan davranışlarının insana uyarlanmış şekilleridir.
Sözlükler; "ordu'nun savaşta nasıl teşkilatlanacağını belirleyen subaylar", olarak açıklar erkan-ı harp'i. Bugünkü adıyla kurmay subay' ların genel adıdır.Çarık ise, ayak boyundan biraz genişçe kesilmiş deri parçası ve onu bağlamak için, yine deriden şeritler halinde kesilmiş, bağcıktan oluşan ayak giysisidir.
Köye gelen yüksek dereceli bir memur, Mehmet ağa ile sohbete başlamış. Kendince O'nu aşağılayıp, takılmak istemiş; "yahu Mehmet Ağa, ben bu köylü milletine şaşıyorum", demiş. "Bu sizin kadınlarda, çalışa çalışa güzellik kalmamış, güneşten, tozdan ciltleri bozulmuş. Ahırlarda hayvanlarla fazla içli dışlılar, kokudan yanlarına yanaşılmaz olmuş. Bu durumda bu kadınlarla aynı yatağa nasıl giriyorsunuz", demiş.
Bizim çarıklı erkan-ı harp cevabı yapıştırmış. "Beyim", demiş, "ne yapalım, gerçekten biz de istemiyoruz , ama başka çaremiz yok, biz de sizin hanımları aklımıza getirip getirip giriyoruz yatağa", demiş.
Çarıklı Erkan-ı Harpler'le laf yarışına girilmez. Onlara çok takılınmaz.
Atatürk'ün bile bazı sorulara cevap vermekte zorlandığı anlar, bu insanlar karşısında yaşadığı anlardır.
Büyük Önder, Milli Mücadele sonuçlandıktan sonra, Mersin'de şehir turu yapıyor. Tur sırasında cadde üstündeki binaların kimlere ait olduğunu soruyor. Güzel binaların hemen hemen tamamının gayrimüslimlere ve yabancı uyruklu insanlara ait olduğunu öğrenince, oradakilere sormuş; "bunlar bu binalara sahip olurlarken sizler neredeydiniz, siz neden bu binalara sahip olmadınız". Orada bulunan bir Çarıklı Erkan-ı Harp, "Paşam, onlar bu binalara sahip olurken, biz yedi cephede savaşıyorduk", demiş.
Atatürk, daha sonraki zamanlarda çevresindekilere; "hayatta en zorlandığım anlardan biri, bu köylünün bana verdiği bu cevaptı", demiştir.
Çarıklı Erkan-ı Harp'ler bu ülkenin ortak akıl ve feraset abideleridir.
Ramazan Işık
.
Etiketler:
çarıklı erkan-ı harp,
ortak akıl,
Türk Milleti'nin feraseti
9 Ağustos 2010 Pazartesi
KENDİ İÇ GÖÇLERİMİZ
.
Çoğu zaman, yalnızlığı kalabalıklar içinde de yaşıyoruz. Bunu önlemek için göçler gerçekleştiriyoruz. Balyalarımızı hazırlamaya fırsat bulamadan, yola çıktığımız göçler.
Kendi iç göçlerimiz oluyor. Nereye gittiğimizi bilmeden. Belki bir gün doğru yere varırız düşüncesiyle yola çıktığımız iç göçlerimiz. Aradığımızı bulamazsak eğer, kim bilir belki de döner geri, eski köyümüze geliriz. Tabii köyümüz eski yerinde duruyorsa. Oraları da birileri harabeye çevirip, talan etmediyse. Oturulacak bir ev, girilecek bir gönül kaldıysa...
Geçmiş günlere dönmelerden alakoyamıyoruz kendimizi. Nedense, hep dönüp dönüp eskiyi hatırlıyoruz. Aslında, çoğu buruk , bazısı acı, bir kısmı hüzünlü, bazıları da sevinçli anlara. Ama hepsi kendi içinde özel, kendine has ve bir daha yaşanması imkansız günler onlar. "Gel, yeniden aynısını yaşa", deseler, mümkün değil, yeniden yaşayamazsın. Derler ya; "bir nehirde iki kere yıkanamazsın", diye, işte o misali. Bir daha yaşayamazsın geçenleri. Deseler ki; "hadi gel bazılarını yeniden yaşa..." Doğrusu, "aynı biçimde dönüp, yeniden yaşarım", diyeceğin de tartışmalıdır, o geçenleri. Bunca tecrübeden sonra, "o geçmiş yaşanmışlıkları yeniden yaşa" deseler, ancak başka bir şekliyle yaşamak isteyebilir insan. Yeni bakış açılarıyla oluşturduğu, tecrübeyle harmanladığı, çeşitli düşünce ve fikir kırıntılarıyla yoğurduğu başka bir şekliyle.
Gelecek hayallerimiz hiç bitmiyor. Oralara da göçler denkliyoruz. Geleceğe göçmek de farklı bir uyarlamasıdır düşünce dünyamızın. Yaşımız ne olursa olsun, geleceğe göç duygusu var olacak. Ama kendi iç göçlerimizden olan, geleceğe olan göçlerimiz bizi yaşama bağlıyor. Orda yeşeriyor umutlar, ordan güç alıp yeniden sarılıyoruz hayata. Yapacaklarımız hiç bitmiyor, kurgularımız...
An be an yaşadıklarımız ise anlık göçlerimizdir. Bir işin başındayken bir anda daha farklı bir işe geçiveriyoruz. Tercihlerimiz değişiveriyor bazan. Doğru yapıp yapmadığımızın üzerinde düşünmeden, "dal orta" giriveriyoruz olaylara. Biraz düşünüp , yorumlayıp, "saat değişebilsek", çok farklı sonuçlara varacağız belki de. Ama olmuyor işte. Duygularımızın peşinden koşup, sağlıklı yorumlar yapamayabiliyoruz bazen.
İç göçler kaçınılmaz. Ruh sağlığının da olumlu bir göstergesi galiba. Yeter ki tek yöne olmasın. Sadece geriye giden göçler , sadece geleceğe kurgulanmış hayaller veya sadece an be an değişen duygularla yaşanan göçler, pek de sağlıklı ruh halini göstermeyebilir. Bunların da bir dengesi olmalı. Her birinden azıcık bulunmalı, yemeklere atılan baharat misali. Belki bazısından biraz fazla, kimisinden daha az. Ama mutlaka hepsinden biraz.
Sağlıklı iç göçler diliyorum herkese.
09.08.2010
Ramazan Işık
Etiketler:
hayaller ve ümitler,
kendi iç göçlerimiz,
yaşanmışlıklar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
