blog yazarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog yazarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2010 Salı

BLOGLAR NEREYE KOŞUYOR

Bloglarda paylaşımlar başladığında;"bloglar,basını ve yaşamın çok alanını yönlendirecek"diye düşünmüştüm.Bunların işaretleri belirdi.Bir sürü blog yazarı, basında görülmeye başladı.

Bir şekilde blogları izleyen basın mensupları,buralardaki "hayata dair" konuları köşelerine aktarıyorlar.Çok ta güzel oluyor.Böylece,yapay gündem maddeleri tartışılacağına, halkın gerçek gündemi orta yere çıkıyor ve bu konular üzerinde sesli düşünülüyor.

Bunlar daha ilk göstergeler.Gelecekte göreceğiz ki,yazılı ve görsel basının büyük gündem maddelerini,bloglardan çıkacak yazılar oluşturacak.Çünki ,gerçek düşünce sahipleri burada.Oradakiler yapay ve kurmaca.Bloglardakiler ise gerçekçi ve doğal.

Blogların en birleştirici özelliği,hem görsellik,hem içerik.Bloglarda yaşamın her alanından görseller boy gösteriyor.İçerik zenginliği ise, elle tutulur biçimde ortada.


Blogların alanları sınırsız.Aradığınız her konuda,düşüncesini,hobilerini paylaşıyor insanlar.


Eğitim blogları,gelişip yenileşmemizin temel taşı olan eğitimi anlatıyor.Genç,yaşlı herkesin dağarcığına bir miktar bilgi depoladığı yerler buralar.Geleceği görmek için,bu blogları takip etmek gerekiyor.


Örgü bloglarını izleyen hanımları,bilgisayar başından kaldıramıyorsunuz.Örgü çeşitliliği o kadar çok ki,derya deniz.Birinden diğerine geçince,kayda da almayı unutup, eski baktıklarına geri dönemiyorlar.Günlerce yeniden aramak zorunda kaldıkları modeller oluyor.Biz de onların bu arayışlarını izleyip,espri konusu buluyoruz kendimize.


Yemek blogları da,çeşitliliği en bol bloglardan.İnsan girdikçe kayboluyor içinde.Her girişten sonra mutfağa koşup,yeni bir yemek çeşidi denememek elde değil.


Müzik blogları ise,her çağda olduğu gibi, gençlerin vazgeçilmezi.Genç arıyorsan müzik bloglarına gideceksin.Ama orta ve ileri yaşlardakiler de kendilerine bir ortam buluyor bu yerlerde.


Şiir,Edebiyat blogları ruh dünyasından,gerçek dünyaya aktarmalar yapıyor.Biz de izledikçe ruhumuzu dinlendiriyoruz.Sevgi bulutları,oralardan buralara geliyor,yağmurlarını boşaltıyor.


Siyaset meraklıları için,bloglar bulunmaz bir alan.Gevezelik için meydan boş.At atabildiğin kadar.Karşındakinin ses ayarı da senin elinde.Rakibi istediğin an,minder dışına atabilirsin.


Hobi dünyası bambaşka bir dünya.Uçsuz bucaksız.Herkes yeteneğini sergilemiş.Ne istersen var."Çerçi eşeği "gibi.Doğrusu bu tür bloglarda gezmekten bıkmıyorum.


Çocuk blogları ise,blog dünyasının en sevimlileri.Annesinin karnındayken fotoğrafları çekilmeye,odaları hazırlanmaya başlanıyor.Binbir renk çocuk odaları ve eşyaları sergileniyor.Gelişim evreleri,an be an belgleniyor.İzlemesine doyulmaz.


Hayvan severlere ne demeli.Binbir türlü hayvan davranışları,bu blogları süslüyor.Fotoğraf bolluğu bu blogların en güzel yanı.Bir kanarya ile oynaşan kedi yavrusunu izlemek kadar güzel,ne olabilir.


Ev, Dekor blogları da uzak kalınamıyacak bloglardan.Her insan bir evde yaşadığına göre,bu bloglara mutlaka uğranılıyor.Kendinizden bir parça vardır,buralarda.


Tarım blogları,üreticilerin her an ziyaret ettiği bloglar.Yeni teknikleri buralardan paylaşıyorlar.Arıcılık dünyasını izlemeye doyamıyorum.Keşke ben de yapabilsem ama,olmuyor işte.Biz de zeytincilikle idare ediyoruz.


Bunlar dışında,daha pek çok konu işleniyor bloglarda.Burada başlıklarını bile sıralamaya sayfalar yetmez.Onun için bunlarla yetiniyorum.İlgi alanlarını yazamadıklarım gücenmesinler.Onlar da yorumlarda kendilerini ifade etsin.



Ramazan Işık

4 Şubat 2010 Perşembe

BİR ZAMANLAR KAHVEHANEDE


foto-yasemin tangören


Eskiden kahvehaneye giderdim .Bulursam bir briç karesi kurmak,briç karesi oluşturamazsak batak oynarız,o da olmadı okeyle az zaman geçirip, biraz sohbet ederiz.O da olmadı bir tavlacı bulunurdu kahvehanelerde.Bazan bir köşede satranç oynadığımız da olur ya.Her zaman satranç oyuncusu bulunmaz.Aynı domino gibi.Domino da belli kahvelerde oynanır.Her yerde bulamazsın.Domino hastası olanlar,domino oynanan kahvehaneleri bulmak zorundadır.Zira domino oynayanlar gürültücü olur.Briç oynayanlar da biraz öyledir.Bu oyunlar eşli oyunlardır.Eşler birbirine uyum sağlayamazlarsa,yanlış deklare(okuma)yaparlarsa eşlerinden azar işitirler.Bazan bu azarlarda doz kaçar.Kahvedeki diğer insanları rahatsız edecek boyutlara ulaşır.Hele öyle insanlar vardır ki,yenilmeye hiç tahammül edemezler.Yenildiklerinde de suçlu her zaman karşısındaki eşidir.O yanlış okumuş,onun için oyunu kaybetmişlerdir.Kendilerinde hiç kabahat olmaz.

Bazı günler sırf onları kızdırmak ve bu kızgınlıklarından doğan çabalarını izlemek için kahveye gittiğimiz olurdu.Bu insanların masasında,oyuncu sayısından fazla seyirci olur.Dört kişilik oyun masasında bazan sekiz kişiye varan seyirci kitleleri oluşur.Çekişmeli geçen bu oyunların sonunda,eşler arasında kalp kırıcı konuşmalara varan tartışmalar olur.Seyreyle gümbürtüyü.Bütün kahve onların kavgalarını izler.Herkes bundan da ayrı bir zevk duyar.O günün eğlencesi olur,hatta ertesi gün dünden kalan oyunların tartışmaları yapılır.Öyle hastaları vardır.

Oyunlarda çoğu zaman yenilen taraf, masada içilen tüm içeceklerin parasını öder.Seyircilerin içtikleri buna dahildir.Nadir olarak,oyun bitiminde herkesin kendi içtiğini ödediği gruplar da vardır.Bunlar kendilerini bilirler,bunlar arasında bu konuda oyun başında sessiz bir anlaşma oluşmuştur.Kahvehanede kesinlikle paralı oyun oynanmaz.

Aslında bizim uğradığımız kahvehane, biraz eskinin kıraathanesini(okuma evi) andırıyordu.O zaman günlük gazeteleri bulabilirdiniz, okumak için.Sohbet te ayrı bir zevklidir kahvehanelerde.Memleket meseleleri en ince ayrıntısına kadar konuşulur,iktidarlar devrilir,hükümetler kurulur.Ev hali dertleşmeleri yapılır.Herkes kendine göre bir kafa dengi bulur orda.Kimisi siyasi görüşüne göre,kimisi köyüne,ilçesine göre,kimisi de dertlerine göre gruplaşır kahvede.

Çok oluyor kahveye gitmeyeli.Gençtim daha,"artık kahve yok"dediğim yıl.Neden bu kararı aldığımı dün gibi hatırlıyorum.Oyun kareleri oluşturduğumuz,insan olarak da çok sevdiğim bir arkadaş vardı.Yaşı bizden çok fazlaydı.Bu ileri yaşına rağmen kahvede bize eşlik ediyor,oyun karelerimize giriyordu.Her oyundan da anlıyordu.Hangi kareyi oluşturacak olsak, o dörtlünün içindeydi.Hoş sohbet de bir adamcağızdı.Ama hastaydı.Elinde sürekli taşıdığı bir fıs fıs la, nefes almakta zorlandıkça masanın yan tarafına dönüp, bu ilacı burnuna sıkıyor,birazcık nefes alıyordu.O yıllar kahvelerde sigara içilen yıllardı.Biraz nefesi açılınca da, bir dal sigara yakıp tüttürmeye başlıyordu.Hayatında hiç sigara içmemiş olan ben, bu durumdan çok rahatsız oluyor,yaşça oldukça büyük olan bu arkadaşa birşey de diyemiyordum.
Birgün, iş çıkışı kahveye uğradım.Yine bu arkadaşımızın sağlık problemlerini gözlemlemeye başladım.Bir saat kadar zaman geçirdim kahvede.Kendi kendime bir muhasebe yaptım.Kendimle konuştum ;"Emmoğlu,sen bu duruma razı değilsin.Adam nefes alamıyor,azıcık nefes alabilmek için nefes açıcı ilaç kullanıyor,nefesi açılınca dönüyor sigaraya sarılıyor.Sen de bu duruma çözüm bulamıyorsun.Zira adam söz dinlemiyor.O zaman senin burada ne işin var.Bu günden sonra kahve yok"dedim kendi kendime.Zaten birkaç yıl ara ara gittiğim olmuştu.Çok sık da gitmiyordum aslında.Bu günden sonra da hiç gitmeyeceğim dedim kendi kendime.

Ertesi gün,daha ertesi gün kahve yok.Hayatımdan çıkardım kahveye gitmeyi.
Eşim soruyor,hayırdır akşamları eve erken geliyorsun,bir durum mu oldu.
"Kahvehane alışkanlığını hayatımdan çıkardım",dedim eşime.O mutlu oluyor elbette bu durumdan.
Zaman insan hayatında çok şeyi değiştiriyor.Dün yaptıklarımızın bazısını bugün yapmıyoruz.Yapmayı aklımızdan bile geçirmediklerimizin ise tiryakisi oluyoruz.Şu an blogda yazı yazmakta olduğumuz gibi.

Ramazan Işık