Hepimizin hafızasında unutulmaz kareler vardır, zaman zaman gözümüzün önüne gelen, olmadık yerlerde hatırladığımız. Kimisi yakınlarımıza aittir, kimisi arkadaşlarımıza, kimisi de çocukluğumuzun derinliklerinden kalma.
Şehrin kenar mahallelerinden birinde yaşıyor, merkezi yerdeki ortaokulda okuyordum. Haliyle mesafe uzaktı. Kış günlerinde otobüsle gidiyor, havalar güzelse, yürüyerek gidip geliyordum okula. Üç kilometre mesafeyi, sabah gidip, öğlen dönüyordum, hergün.
Okul yolumun üstünde, tren yolu ve tren istasyonu vardı. Yolun üçte bir kısmını geçtikten sonra ulaştığım tren garında, biraz dinlenirdim . Gar'ın yanında da, trenle taşınacak eşyaların konduğu depolar vardır. Depoların kapıları, yerden bir metre kadar yüksekliktedir, çift kanatlıdır, ve çok büyüktür, önünde de taşıma arabalarının gidip gelebileceği genişlikte yürüme platformu vardır. Bu platformun önlerine kamyonlar yanaşır, yükler doğrudan kamyonun içine, taşıma arabaları ile yüklenebilir.Bir gün, okula gidip öğleye kadar okuduktan sonra, dönüş yolunda, yine tren istasyonundaki depoların yanından geçiyordum. Mevsim olarak, ilkbahar aylarından bir gündü. Öğle arası, yemek molası saatiydi. Antrepo büyüklüğüne yakın bir depo olan, Gar Deposu'nun kapılarından birinin önüne, yüksekliği bir metreyi geçen, büyük çuvallardan birkaç tanesi konmuştu. İçinde tahıl dolu olduğu belliydi. İşçilerden birisi, öğle arası molasını fırsat bilip, bu çuvalların üstüne kıvrılmış yatıyordu. Hava oldukça ılımandı. Belli ki, sabahtan beri çalışıp yorulmuş, yorgunluğunu atmak için de, bu çuvalların üstünde uyuya kalmıştı.
Unutamadığım, hafızamdaki fotoğraf karesi de, tam burada oluştu işte.
İşçi öyle yorulmuş ki , öğle yemeğini bile yemeye fırsat bulamadan, uyuya kalmıştı. Öğle yemeği, baş ucunda duruyordu. Bir gazete kağıdının arasında, yenmek üzere çuvalların üstüne hazırlanmış, iki domates, bir salatalık ve yarım somun ekmek, yanında da bir cımcık tuz.
O kadar canım çekti ki, bu domates, ekmek ve salatalığı, adeta hafızama kazındı, dövme yaptırmış gibi.
O gün bu gün, unutamadığım bu fotoğraf karesini, çok yorumlamaya çalışmışımdır.
İşçinin bu yorgun hali mi bana dokunmuştur da, bu kareyi unutamamışımdır, öğlen vakti ben de aç olduğum için, bu yiyecekler bana çok mu çekici gelmişti de, ondan mı unutamamıştım, yoksa baharın ilk günlerinde, o yıllarda, daha mevsiminin yeni gelmekte olduğundan, şimdiki gibi kış aylarında bulunmayan domates ve salatalık, bana çocuk duygularımla çok mu çekici gelmişti, bilemiyorum.
Galiba bunların üçünün de birleşimi olsa gerek, bu fotoğraf karesini unutamayışım.
Gün gelir, yemek üzere elime bir domates alırsam, veya bir salatalık, aklıma o işçi gelir. Boğazımda düğümlenir lokmalar. Geçmişte gezinir, dönerim an be an. Bazan yüzümde oluşan duygusallığı karşımdakiler de farkeder. Sanırım, "bizim hoca gene nerelerde acaba", diye gülümsemekten kendilerini alamazlar.
Toplumda saf ve deli zannettiklerimizin, zaman zaman nerelere gidip geldiklerini farkedebiliyormuyuz.
Ne mutlu, dostlarıyla beraberken , o an O'nun nerelere gidip geldiğini anlayabilenlere.
Gönül dostları, tam da onlardır.
Ramazan Işık
13.05.2005
Ankara
