
Neyi işitmemek. Öncelikle sorulması gereken soru bu.
Bence, duyu organlarının anlamlandırılması insanlara göre değişir. Bu konuya nereden baktığınıza bağlı. Derler ya; bazen insan "yanında davul çalsa duymaz da, sevdiği insanın fısıltısını duyar". Yanındaki, gözünün önündeki kocaman cisimleri görmez de, çok uzaklardaki sevdiği bir küçük parçayı seçiverir. İşitmemek de öylesine bir şeydir işte. Eğer içinizde bazı şeyleri duyuyorsanız, illa da işiten kulak gerekmez.
Bir anekdot anlatmak isterim burada. Toroslarda bir ilçede görev yapıyordum. Zaman zaman, Çınaraltı Çay Bahçesi'ne giderdik. Gitmekte olduğum Çınaraltı Çay Bahçesi'ne daha çok öğretmen, memur ve bunların emeklileri takılıyordu. İlçede yaşayan bir grup işitme engelli vatandaş da bu çay bahçesine geliyordu. Bu mekana geliş sebepleri, öyle sanıyorum ki, bu çay bahçesinde başka mekanlara göre daha rahat ettiklerindendi. Zira burada, çoğunluğu eğitimci olan insanlar,onların bu farklılıklarını sevgiyle karşılıyor ve onlardan pek çok şey öğreniyorduk.
Bir gün mekanda oturup sohbet ederken, işitme engelli arkadaşların çok heyecanlı biçimde el işaretleri ile konuştuklarını gördüm. Hatırladığım kadarıyla, üç ayrı masada, birbirinden uzak köşelerde oturan üç grup insandı. Çokca işaretleşmelerden sonra, bu birbirine uzak masalarda bulunan üç ayrı insan grubu, aynı anda katılırcasına ve kahkahalarla gülmeye başladı. Bizler onlara baktığımız halde, konuyu anlayamamıştık. Konuyu anlamadığımız için de, onların neşesine ortak olamamıştık. Onların anlaşmalarından kaynaklanan şaşkınlıkla, sadece tebessüm edebildik.
Orada anladım ki BİZDE BİR ENGEL VARDI. O anda asıl engelli olan bizdik. O gün kafama koydum ki, bendeki bu engeli kaldırmalıyım. Onları anlamalıyım ve bu insanlara bir faydam dokunmalı.
Yakın akrabalarımda işitme engelli insanlar görmedim, ama onları ağabeyim, kardeşim veya çocuğum gibi hissetmeye başladım. Yıllar geçip İl merkezine okul müdürü olarak görev alınca, ilk işim okulumda bir İŞİTME ENGELLİLER SINIFI açma çabasına girişmek oldu. Uzun uğraşlardan ve bir sürü bürokratik engelleri aştıktan sonra, bu özel sınıfı açtım. Bu konuda yetiştirilmiş branş öğretmeni arkadaşlardan, işitme engelliler öğretmeni atamasını yaptırdım. Sınıfın fiziki ortamını da, öğretmen arkadaşlarımın, velilerin ve çevre esnaf ve duyarlı vatandaşların desteği ile normal sınıfların imreneceği düzeye getirdik.
Yıllar içinde bu sınıftan onlarca öğrenci okuma yazmayı öğrendi. Dudaktan okuma yolu ile konuşulanları anlayan, lise ve yükseköğrenime hazırlanmış gençler olarak yetişti.
Onların bir kısmı ile, daha sonraki hayatlarında da görüşmeye devam ediyorum. Evlilik törenlerine katıldıklarım oldu. Hatta bir öğrencimin de çocuğunu sevme şansını elde ettim.
Emekli bir öğretmen olarak, geriye dönüp baktığımda, yaptığım işin ne kadar güzel bir iş olduğunu gördüm. Hayatta her şeyin para olmadığını, mutlulukların aslında yakınımızda ve yanıbaşımızda olduğunu kavradım. Mutluluğu yakalamak için biraz üretim, biraz çaba harcamak gerekli olduğunu gördüm. Burada vurgulanmak istenen üretim elbette fabrikasyon bir üretim değil, insan boyutu olan, SEVGİ ÜRETİMİ.
Sevgiyi üretir çoğaltırsak, sorunlarımızın çoğunu aşarız. Özellikle bugünlerde buna çok ihtiyacımız var.
Onlardan çok şey öğrendim, öğrenmeye de devam ediyorum.
Umarım ki her insan kendi engelini görsün.
Ramazan IŞIK
