
"Hocam", dedi,
"Biliyorum ki senin, İç Anadolu ile bağların kuvvetlidir. Oraları, zaman zaman gidip görmeden duramazsın. Yollarında yürümeden, dağlarında gezmeden, sularından içmeden edemezsin. Hele yemliğinden yemeden, madımak toplamadan, karamuk , böğürtlen, kuşburnu çalılarına dokunup, dikenlerini eline batıra batıra meyvelerini toplayıp, tadına bakmadan yapamazsın. Koyaklarından kar bulup, karlı pekmez yapmazsan, o yaz mevsimini yaşamış saymazsın. Yollarda çobanlara selam verip, çıkınlarındakileri senin de götürdüklerinle karıştırıp, paylaşmaya bayılırsın. Şelale başları bulup, sıçrayan sularında ıslanmak istersin. Dağ başında, taşların üstünde tek başına rüzgara, yağmura , kara karşı yıllarca dayanmış ardıç ağaçlarını seyre dalmaya doyamazsın".
Bunları söyleyen, zaman zaman özellerimizi paylaşıp, dertleşecek kadar yakınlaştığımız, köylerinde öğretmenlik yaptığım, köy ihtiyar heyetinde aza olarak bulunan Ali idi. Çocuğunu okutuyordum. Öğrencim o kadar başarılı bir öğrenciydi ki, geleceğinden çok ümitliydim bu gencin. Babası da ilgili bir veli idi. Dostluğumuzun verdiği yakınlaşma ile, bu çocuğun geleceği ile ilgili paylaşımlarımız oluyordu. Özellikle bu konularda, beni dikkatle dinlerdi.
"Hocam, sen Toroslar'ı Sertavul Geçidinden geçerek İç Anadolu'ya geçiyorsun. Bu geçitte, bildiğin gibi, AMCAM ÇESMESİ adında bir çeşme var. Tam torosların başında bulunan bu yerlere ben sık gidip gelemiyorum. Sana vasiyetimdir. Ne zaman bu geçitten geçersen, benim için de bu çeşmenin suyundan, avuç avuç iç. Sakın unutma, senden, Sertavul'dan her geçişinde bu sudan istiyorum".
Ali, bana bu vasiyeti bıraktığında, daha kırk yaşlarında yoktu. Ben köylerinden ayrıldıktan birkaç yıl sonra, Ali'nin vefaat haberini duydum. Çok üzüldüğümü söylemeye gerek yok sanırım. Ama bundan daha önemlisi, sık sık geçmek durumunda olduğum ve her seferinde mutlaka durup, suyundan doyasıya içtiğim, Amcam Çeşmesi'nden, bundan sonra nasıl su içebilecektim. Mut'tan Karaman'a geçerken, Torosların tam tepesinde akan bu kar suyundan, bundan sonra bir vasiyet olarak da içmek zorundaydım artık. Ve ne zaman bu çeşmeden su içsem, Ali'nin bana vasiyetini yaparken ki fotoğraf karesi, gözlerimin önüne gelir. İçtiğim su boğazımda düğümlenir.
Ali'yi anmadan geçemem O Çeşmeden. Her seferinde O'nun için de avuç avuç su içerim.
Geçenlerde yine o geçitten geçtim, senin deyiminle, "Amucam Çeşmesi"nde durdum, suyundan içtim ve yine seni andım aziz dostum.
Ruhun şad olsun.
Ramazan Işık
19.05.2010
Ankara

