20 Mart 2009 Cuma

BONCUK




Boncuk bizim kızımız.Hayatı bir romana konu olacak kadar maceralı.Bir o kadar da dramatik.Onun yaşam öyküsüne başlamadan önce bizdeki kedi sevgisini biraz anlatmalıyım.
Çocukluğum kedilerle kardeş gibi yaşayarak geçti. Babaannem, ben ve bir de kedimiz. Hayatımızın rengi, neşesi idi onlar. Kedileri kucağıma almadan yatmak bir eksiklikti benim için. Halen de öyle ya. Yediklerimi illa onlarla paylaşmalıyım. Yoksa hayatın tadı mı olur.

Çok sayıda kedimiz oldu. Bazılarının isimlerini hatırlıyorum.
Bembeyaz bir kedimiz vardı. Küçücük bir şeydi. Yavru iken alıp büyütmüştük. Adını Pamuk koyduk. Pamuk öldüğünde evde yas vardı.
Arkasından Arap geldi. O da yavru olarak geldi evimize. Simsiyahtı. Ama kelimenin tam anlamı ile simsiyah. Sadece dişleri ve gözlerinin akı beyazdı. Öyle tüyleri vardı ki, çoğu koyunda o kadar uzun tüy göremezsiniz. Kucağımıza alınca yastık gibiydi. Uzun yıllar bizimle yaşadı. Toros Dağları'nın başındaki bir yaylaya gece konaklamalı ziyarete gitmiştik. Arap akşam tuvalet için dışarı çıkmıştı. Bekledik gelmedi. Sabah aileden biri aşağıdaki havuzun içinde kocaman bir kuzunun boğulmuş olduğunu söyledi. Koşup gittik. Maalesef bizim Arap havuzun içine düşmüş. Sulama amaçlı olarak yapılmış olan beton havuz derin olduğu için çıkamamış. Yardımına gelen olmayınca orada boğulmuş. Görenler uzun tüylerinden dolayı O’nu kuzu sanmışlar. Ailenin üzüntüsünü anlatmaya gerek yok tabii. Yas uzun sürdü. Ancak yeni bir kedi bu acıyı biraz hafifletebildi.

Sayısını hatırlayamayacağım kadar kedimiz olmuştur. Kedilerle beraber yaşamaktan her zaman mutlu olduk. Kedisiz bir hayat sanki eksik gibi gelir bana. Ailemin diğer üyeleri de benden ileri gitmişlerdir bu konuda.
Son olarak ailemizin bir üyesi olan BONCUK var hayatımızda. O'nun hayatı roman olacak kadar maceralı devam ediyor. Kısacık yaşamına ne acılar girdi zavallının. Haliyle bizi de o acılara ortak etti.
Boncuk İstanbul da yaşayan bir ailenin doğum yapmış kedisinin kızı olarak dünyaya geldi.Aile bu yavruya sahip aramak için internette ilan vermiş.Eskişehir de okumakta olan oğlum bu ilanı görünce bu kediye kendisinin bakabileceğini e maille aileye bildirip mesajlaşmışlar.Boncuk böylece yeni sahibine verilmek üzere yola çıkmış.Sahibi trenle İstanbul’dan Eskişehir’e Bocuk u getirmiş.Oğlumu tanıyıp O’nun bu yavruya bakabileceğine güvendikten sonra mamasını, kumunu, parfümünü, şampuanını ve diğer eşyalarını da teslim edip bırakmış. Asıl macera da o zaman başladı işte. Oğlumun ev arkadaşları bu yavruya O’nun evde olmadığı zamanlarda işkence sayılabilecek sıkıntılar yaşatmışlar. Poşetin içine koyup yuvarlamalar, sıkıştırmalar vs. Oğlum eve gelip kedideki sıkıntıyı anlayınca bu insanlarla olan ev arkadaşlığına son verdi. Boncuk’u alıp bize getirdi. Yavru mutlu yaşamaya başladı. Sadece kuru mama yiyor. Başka hiçbir şeye bakmıyor. Şanssızlıklar peşini bırakmadı.Yedinci kattaki evimizin penceresinden aşağı düştü. Mermer parçasına ayağını çarpmış. Sol ön ayağı kırıldı. Üç gün komada kaldı. Veteriner kontrolünde tedavisi devam etti. Komadan çıktıktan sonra ayağını sardık. Kırığı iyileşti. Gırnav olmaya başladı. Yavru yaparsa işimiz zordu. Kısırlaştırılması gerekti. Bu arada bizimle birlikte seyahatler yapıyor. Gittiğimiz her yere götürüyoruz. Yurdumuzun yarısını bizimle gezdiğini söylesem yalan olmaz. Ankara Veterinerlik Fakültesinde kısırlaştırdık. Yaramaz, dikişini yalayıp patlattı. Tekrar dikiş attırdık. Bu işlemler uzun sürdü. Sıkıntıyı onunla birlikte biz de çektik.
 Mut’ta bahçede oynamayı çok seviyor. Biz bahçe işlerinde çalışırken yanımızdan gitmiyor. O ağaçtan bu ağaca koşuyor. Bu arada bir akşam evden çıkmış, yoldan geçen bir mopetin altında kaldı. Arka ayağının derisi boydan boya sıyrıldı. Doğrusu bu yaranın hiç iyileşemeyeceğini sanıyordum. Bir ay gibi uzun bir süre de bu yaranın iyileşmesi için çaba harcadık. Özel merhemler yapıp gün aşırı pansumanını yaparak o sıkıntıyı da atlattık. Şimdi gözümüz gibi korumaya çalışıyoruz. Buna rağmen Ankara da da yedinci katta düşmesine engel olamadık, serçe kuşlarını kovalayacağım derken. Bereket bu sefer altında bir çam ağacı vardı da, ağacın dalları onu korudu.
Şimdi Boncukla mutlu hayatımıza devam ediyoruz.
Herkese mutlaka bir hayvan beslemelerini, özellikle de kedi beslemelerini tavsiye ederim. Hayatın sıkıntılarını unutursunuz. Bir can yoldaşınız olur. Hayatı paylaşırsınız. Mırın mırın yanınıza yaklaştığında dünyalar sizin olur. Hayat nedir ki aslında. Mutluluk işte bu. Yunus Emre ne demiş , ”Yaradılanı severiz, yaradan dan ötürü”.


Ramazan Işık

20 Şubat 2009 Cuma

BABAMDAN BANA YANSIYANLAR -


Babamı çok erken ,daha yirmi beş günlük iken kaybetmişim.Doğaldır ki bu benim hayatımı her yönü ile etkiledi.Ama geriye bakıp zamanı değerlendirmeye aldığımda karşıma çıkanlar beni de şaşırtmıyor desem yalan olur.Zira babasını bu kadar erken kaybetmiş olan bir insana babasından yansıyanların neler olabileceği insanlara ilginç gelebilir.Tabii önce kendime ilginç gelmeye başladı.Zaman zaman düşüncelere dalarım.Babamdan bana neler yansımış olabilir diye.
Öncelikle tam bir güven ve cesaret yansıdığı kesin.
Babasını hiç görmeden yaşamış biri için bu nasıl olur denebilir.Yansıyor işte.Yaşadığınız ortamlardan işittikleriniz sizi yönlendiriyor.Bir dağ köyünde , köylülerinin askere gitmeden önce kendi illerine,hatta bazıları için ilçelerine bile gitmemişken ,Onun İzmir gibi büyük şehirlere gidip oralarda bir kısmını kendisinin damıtarak elde ettiği esansları ve boncukları sattığını duyduğunuzda o zaman tam bir güven ve cesaret buluyorsunuz kendinizde.
Kalp kırmadan insanları koşulsuz sevmek.
Her kim olursa olsun ,dili ,dini,mezhebi ne olursa olsun insanları sevmek.Bu özellik de babamın her yaştan insan tarafından ne kadar çok sevildiğini öğrendiğimde,bende oluştu.Daha aklım ermeye başlar başlamaz çevremdeki insanlar;aaa bak Hasretin oğlu.Bu çocuğun bir babası vardı ki,cihana bir daha gelmez.Bu kadar mı sevimli,saygılı,becerikli,elini kulağına attı mı türküleri ne kadar güzel söylerdi.Halayın başına geçti mi yörenin en güzel oyunlarını çok güzel oynardı.Her insan tarafından böylesine iyiliği söylenince,demek ki herkes tarafından sevilen bir insanın oğluyum ben diye sevgi dolu bir yüreğe sahip oluyor insan.
Okuma aşkı.
Bizim köyde babamların çağında okul yoktu.Dolayısı ile onlarda okula gidip okuma imkanını bulamadılar.Ama buna rağmen babam hem Eski Türkçe okuyup yazmayı,hem de yeni harflerle okuma yazmayı pek çok okula gidenden daha güzel bir biçimde,hiç öğretmen yüzü görmeden öğrenmişti.Bu onun okumaya ne kadar meraklı olduğunun bir göstergesi olduğu gibi,bizim oralarda o yıllarda olmayan bir şeyi daha yapıyordu.Gittiği yerlerden eve kitap getiriyordu.O zamanda bizim oralarda pek görülmeyen bir şeydi bu.İlkokul hayatımın erken yıllarında onun toplayıp getirdiği birçok kitabı dedeme okuduğumu hatırlıyorum.
Eşe sadakat.
Babam annemi Keremin Aslıyı sevdiği gibi severmiş.Onu gözünden sakınır,ayağına taş değmesine razı olmazmış.Bu öylesine büyük bir sevgi ki,Onun analık elinde kalmasına daha fazla dayanamadığı için nişanlanmış olmasına rağmen dayısının kızını yaşının küçüklüğüne bakmadan annem daha on dört yaşında iken kaçırıyor.
Gelecekten sorumlu olmak. Bizim oralarda insanlar dedelerinin yaptıkları derme çatma evlerde otururken babam o genç yaşında bir ev yapmak gerektiğini dedeme anlatıp bunu gerçekleştiriyor.öyle ki köye gelen misafirlerin konaklayabileceği şekilde bir evi eski evin bitişiğine yapmayı başarıyor.Bu da onun geleceğe olan sorumluluğu ve ileri görüşlülüğüdür.Bana bu davranış biçimi ve düşünce tarzı yansımıştır.
Barış insanı olmak.
Babamın bırakın kavgasını,en ufak bir ağız dalaşını dahi duymadım.Bu durum onun barış insanı olduğunu gösteren en büyük delildir.Çünkü bizim oralar onun yaşadığı yıllarda kavga ve dövüşleri ile meşhur yıllardır.Cehaletin kol gezdiği,eğitim adına bir küçük adımın bile atılmadığı yıllar.Ama o sanki ileri düzeyde eğitim almış bir eğitimci gibi çevresine güzellik ve ışık saçıyordu.Zannedersem soy adımızın Kara dan Işık a çevrilmesinde onun da rolü olmalı.
Böyle bir babanın çocuğu olmak insana ancak gurur verir.Ben o gururu taşıyorum.Ruhu şad olsun.

Ramazan IŞIK

20 Ocak 2009 Salı

BİR ÇOCUKLUK ANISI -

Karabaşlı köyünde dedem Musa Işık ve Uzun Duran Polat’ın ablası rahmetli Hapba ebemle yaşıyordum.Hatırladığım kadarıyla İlkokul ikinci ya da üçüncü sınıfta olmalıyım.Musa dedem beni tütün almak üzere Kızıldere Köyüne Uzun Duran Dedeme gönderdi.O yıllarda paket halinde tütün satılırdı.Tabii iki köy arası o yaş çocuğu için bayağı uzak sayılır.Vakitte oldukça geçti.İkindi yaklaşıyordu.
Karabaşlı köyünden yürüyerek Akpınar Köyüne oradanda Kızıldere ye vardım.Uzun Duran dedemin dükkanından tütünü alıp geri döndüm.Kızıldere’nin Akpınar Köyüne doğru çıkışında bir ev vardı.Avlu duvarı olan, taş yapı bir ev.Yanlış hatırlamıyorsam Osman Çavuş’un evi olması lazım.Belki de başka birinin evidir tam bilemiyorum.Bu evden kocaman bir kangal köpeği üzerime doğru hav hav diye yürümesin mi.Öyle korktum ki,elimdeki tütünü fırlattığım gibi yere yığılıp kaldım.Benim korktuğumu gören köpek olduğu yerde durakaldı.Karşısındaki bir çocuktu ne olsa.Evden köpeğin sesini duyanlar koştu geldi.Tütün paketini alıp elime verdiler.Beni sevip köpeği azarladılar.O korku ile yola koyuldum.Akpınar’ı geçmeden hava karardı.Karanlıkta yol almaktan da çocuk kalbimle korkuyordum.Karşımdan bir karartı bana doğru yaklaşıyordu.Haşır huşur,haşır huşur.Aman Allah’ım bu gelen ne acaba.Yabani bir hayvan mı,köpek mi,kurt mu,çakal mı, ne acaba? Bana doğru yaklaştıkça korkum artmaya başladı.Karşıdan bir ses Ramazan diye seslendi.Bu amcamın sesiydi.O andaki duygularımı anlatmam çok zor.Ağlayarak amcama nasıl sarıldığımı ben bilirim.Amcam beni teselli etti.Ordan sonra onunla konuşarak köye vardık.
Köy yaşantımdan bir anı olarak bunu hep saklarım.Çocuk yaşımın izi olarak bende saklıdır.
Bu vesile ile Kızıldere’de medfun bulunan Hapba ebemi,Uzun Duran dedemi,Zöhre ebemi,Şemsi teyzemi ve diğer geçmişlerimi rahmetle anıyorum.

23.05.2008
Ramazan Işık

20 Aralık 2008 Cumartesi

HAYATA DAİR

HAYAT TERCİHLER SIRALAMASIDIR

Okulun müdür odasında oturuyordu.Müdürlüğünü yaptığı okulun bu günkü çalışmalarını gözden geçiriyor ,değerlendirmeler yapıyordu.Her zaman olduğu gibi sıradan bir gündü işte.Kapı çalındı.İçeriye hizmetli Ahmet Efendi girdi.Hocam nasılsınız bugün dedi.Bu pek alışılmış durum değildi.Genelde hatır sorma işini müdür yapardı.Zaten beraber çalıştığı arkadaşları ile uyumu oldukça iyiydi.Yönetici,öğretmen, veli,öğrenci fark etmez ,kısa zamanda diyalog kurar ,onların problemlerini çözerdi.Ahmet Efendinin gelişinden yine öyle bir problem getireceğini düşünerek ve çözüm üretmeye hazırlanarak ,buyur Ahmet Efendi otur dedi.Sağ olasın hocam diyen Ahmet Efendi misafir koltuklarından birine oturdu.Müdür telefondan iki çay söyledi.Sen nasılsın bakalım bu günlerde diye konuşma ortamı açmaya çalıştı müdür.O zaten konuşmaya dünden hazırdı.
.
Hocam sizinle paylaşmak istediğim bazı şeyler var bugün, biliyor musunuz dedi.
Müdür; olur Ahmet Efendi paylaşalım konuşalım diyerek onu rahatlattı.Ama benim konuşacaklarım okulla ve işle ilgili değil benimle ilgili dedi Ahmet Efendi.
Müdür; yani HAYATA DAİR öyle mi Ahmet Efendi dedi.
Aynen öyle müdür bey dedi Ahmet.
Anlat öyleyse.
.
Hocam, bizim çocukluğumuzda benim ilçemde ortaokul yoktu.İlkokulu bitirdikten sonra babam ve bizim kasabadan birkaç arkadaşımızın babaları bizi komşu ilçeye okumak üzere orta okula yazdırdılar.O ilçeden ev kiralayıp bizi okumak üzere götürdüler.Evimize de ihtiyaçlarımızı ve harçlıklarımızı bırakıp döndüler.Biz okumaya başladık.Zaman geçtikçe bende okula karşı bir ilgisizlik oluştu.Dersler bana ağır geliyor,kitap okumak zoruma gidiyordu.Ben de dersleri boş vermeye ,başka işlerle uğraşmaya başladım.Öğretmenlerimiz ödev verdiğinde arkadaşlarım oturup o ödevleri yaparken, ben bunları yapmak istemiyordum.Arkadaşlarıma, siz benim ödevlerimi de yapın ben de evin bulaşıklarını yıkayayım,evi süpüreyim diyordum.Zaman böyle geçti.Doğaldır ki ben sınıfları geçemedim.Arkadaşlarım sınıfları geçerek ortaokulu bitirip daha üst okullara devam ettiler.Bir kısmı da öğretmen oldu.Şu anda okulumuzda görev yapan Durmuş ve Ali beyler ortaokuldan benim ev ve sınıf arkadaşlarım olurlar.Onlar tercihlerini ders çalışmaktan yana yaptılar ben ise bulaşık yıkama ve ev temizlik işlerinden yana yaptım.
Sonuç olarak onlar halen ellerinde kalem tutuyor ben ise süpürge.Bu durum bu günlerde çok zoruma gidiyor ama çok geç ,dedi.
.
Müdür yutkundu,bir şeyler söylemek istedi,söyleyemedi.Meslek hayatı boyunca,öğretmen olarak karşılaştığı zorluklar gözünün önünden şerit gibi geçti.Öğretmenlerin en ufak bir hatası karşısında,velilerin büyük tepkileri,öğrencilerin isyanları,öğüt vermeye çalıştığı insanların hakaretleri ve kabalıkları,buna rağmen sabırla onlara yardım etme çabaları,teker teker gözünün önüne geldi.Kendi kendine işte biz öğretmenler,eğitim çalışmalarımız sırasında tam da bu fikri anlatmaya çalışıyoruz,ama anlatamıyoruz diye düşündü.Bu örneği herkes duymalı dedi kendi kendine.
.
Müdür,Ahmet efendiye döndü .Ahmet efendi,canın sağ olsun,sağlığın yerinde ya,sen ona bak.Çocuklarını iyi yetiştirmeye çalışıyorsun.Önemli olan bu dedi.Senin yaptıkların da bir hizmettir.Her iş yapılacak.Bu işi de birileri yapacak,önemli olan yaptığımız işi namuslu,dürüst bir şekilde yapmak dedi.
.
Çaylarını içip konuşmayı sonlandırdılar.Ahmet Efendinin arkasından bakakalan müdür derin düşüncelere daldı.
.
Hayat tercihler manzumesidir.Tercihlerimiz bizi yönlendirir.Hayatta neyi istiyorsak o oluruz.
.
Çelişkiler her zaman gözümüzün önündedir.Önemli olan,biz onları görebiliyormuyuz.


Ramazan IŞIK

20 Kasım 2008 Perşembe

ÇORBA

Büyükşehir’in çarşısında yürürken karşılaştı, liseden sınıf arkadaşına.Okul zamanı çok yakın iki dosttular.Yedikleri içtikleri ayrı gitmez,her şeylerini paylaşırlardı.Kendi ilçelerinde lise olmadığından, babaları yakındaki büyük ilçede bulunan liseye kayıtlarını yaptırmış,ev kiralayıp onları okumaları için bırakmıştı.Lise birinci sınıf, ikinci sınıf derken üçüncü sınıfa kadar gelmişler ancak arkadaşı bu işi daha fazla götüremeyeceğini, okulu bırakacağını söylemişti.Ne kadar ısrar etse de okulu bırakma fikrinden vazgeçiremedi arkadaşına.Aslında her zaman arkadaşının derslerine yardımcı oluyordu.Ama bir türlü okulu sevdiremedi.Kendisinin başarısı yanında O’nun ezildiğini hissediyor,gece yarılarına kadar ders çalıştırıyor ama bir türlü olmuyordu.Dökme suyla değirmen dönmüyordu işte.Sonunda arkadaşı okulu bırakıp,ilçeye geri dönmüştü.Bu ayaküstü karşılaşmada,o geçmiş günler gözünün önünden geçti.Okuldan ayrıldıktan sonra bir daha görüşmemişlerdi.Merakla birbirlerini gözlemlediler uzun süre.

Arkadaşı sordu merakla.Eee dedi nerelerdesin,neler yapıyorsun görüşmeyeli.Ne olsun dedi bizimki, sıkıntılı,tahmin ettiğin gibi liseyi bitirdim.Biliyorsun matematiği çok severdim.Lise yıllarında da en sevdiğim ders matematikti.Üniversite sınavında Ankara’da bir üniversitenin matematik öğretmenliği bölümünü kazandım.Babam da sağ olsun harçlığımı gönderdi.Devlet yurtlarında kalarak okulumu bitirdim.Şimdi de Anadolu’da bir kasaba da öğretmen olarak çalışıyorum.Bir ev kızı ile evlendim.Evlenme masraflarını babamın karşılayacak gücü yoktu.Düğün masrafları için borç yaptım.O borçları ödedim.Bu arada üç çocuğumuz oldu.Onların eğitimi filan derken epey zaman geçti işte.Şimdi de tayin için şehre geldim, dilekçe vermeye.Eğer tayinimi bizim kasabaya yaptırabilirsem,hiç olmazsa masraflar az olur dedi.

Sen ne yaptın,okulu bıraktıktan sonra bir işe girebildin mi bari dedi arkadaşına.Arkadaşı hiç sorma uzun hikaye dedi.Buraya gelmişken sana bir çorba içirmek isterim.Çorba içerken hikayemi de anlatırım dedi.Yalnız şimdi bir yere gitmem lazım.Bu arada sen de işini bitir.Akşam üzeri saat kulesinin orda buluşalım.Hem bir çorba içeriz hem de iki çift laf ederiz dedi.Olur dedi bizimki.Arkadaşı giderken de arkasından baktı.Çok merak etmişti doğrusu,okulu beceremeyip ayrıldıktan sonra ne yaptı acaba.Bir ekmek kapısı bulabildi mi garibim dedi kendi kendine.

Şehri dolaştı biraz cadde cadde.Milli Eğitim Müdürlüğüne gidip tayin dilekçesini verdi.Biraz daha caddelerde dolaştıktan sonra arkadaşı ile buluşacağı meydana geldi.Bir banka oturup arkadaşını beklemeye başladı.Bir süre sonra banka en yakın caddede siyah bir mercedes araba durdu.Arabanın içinden bir kişi kendisine doğru sesleniyordu.Dikkatlice baktığında bu kişinin okul arkadaşı olduğunu fark etti.Kalktı yürüdü.Arabanın yanına vardığında arkadaşı içerden seslendi gel dedi.İçeri girdi oturdu.Merakla arkadaşına bakıyordu.Ne oluyor der gibi.Arkadaşı, çorba içelim dedik ya,hadi gidelim dedi.Yola koyuldular.Arkadaşı fazla uzatmadan akşam için et mi, balık mı tercih edersin dedi.Bizimki hangisi olsa fark etmez dedi.O gayet samimi ve içten ,boş ver fark etmezi,ne yiyelim diye ısrar etti.Et olsun bari dedi bizimki.Tamam o zaman tavacı Hasan Ustaya bir uğrayalım dedi arkadaşı.Tavacıya varıp siparişleri verdiler.Bu arada bizimki şaşkınlığını üzerinden atamadan sordu.Valla çok merak ettim ne iş yapıyorsun dedi.Arkadaşı ,amma meraklısın, yemeğimizi yerken anlatacağım dedi.Hikaye aslında çok da uzun değildi.Okulu başaramayınca,babası onu bir kuyumcu yanına çırak olarak vermişti.Yıllar içinde bu işi öğrenmiş,küçükten bir atölye açmış ve işi geliştirip dünyalığını kazanmıştı.Çocuklarını özel okullara vermişti.Birkaç iş ve şirket kurmuş,kendisi onları takip etmekle yoruluyormuş.Şirketlerin başına koyduğu insanlardan da sıkıntılaryaşıyormuş.Bugün iyi ki karşılaşmışlar.Yoksa işten başını kaldıramıyormuş.

Yemek bittikten sonra şöyle bir dolaşalım dedi arkadaşı.Doğrusu böyle dolaşmayı hiç hayal etmemişti.Şehirde ne kadar da mekan varmış böyle.Olmadı bu şehir,komşu büyük şehrin gecelerine daldılar birlikte.Şimdiye kadar aklına hayaline gelmedik yerlere götürdü arkadaşı.Alışık olmadığı bu işler için hayır da diyemedi.

Arkadaşı O’nu Sabaha doğru oteline bıraktığında,yorgun bir şekilde odasına çıktı.Birkaç saat içinde yaşadıkları ne kadar büyük çelişkiydi hayat için.

Hayatın çelişkisi her zaman insanın gözü önünde durur.Önemli olan bu çelişkiyi biz görebiliyormuyuz.Gerçek şu ki,bu çelişkileri görsek de fazla eğiştirebileceğimiz birşey de yok galiba.


10,03,2009
Ramazan IŞIK

20 Ekim 2008 Pazartesi

DÖVÜŞ SPORLARI-SEVİŞ SPORLARI -

Ben sporları iki kategoriye ayırmak istiyorum.


1-DÖVÜŞ SPORLARI.

a-Boks
b-Judo
c-Karate
d-kıcks boks
e-futbol
f-güreş
g-kılıç-kalkan


2-SEVİŞ SPORLARI

a-yüzme
b-yürüyüş
c-jimnastik
d-bisiklet
e-koşu(kros)
f-buz kayağı(pateni)
g-müzik
h-bale
ı-tiyatro
j-resim
k-heykel

Bence insanlar dövüş sporlarını hiç yapmamalılar.
Seviş sporlarını ise mümkünse ve zaman bulabildikleri kadar yapmalılar.

9.3.2009
Ramazan IŞIK

20 Eylül 2008 Cumartesi

SEHER YELİ

Seher yeli hoş geldiniz sahilden.
Silifke’ye uğradı mı yolunuz?
Döner dolaşır da geri gidersen,
Selam söyle Cambazlı’da canıma.

Görüşürüz Allah izin verirse,
Yolları bağlayan karlar erirse,
Mevlayı seversen unutma getir,
Gülhan gelin bir dal nergiz verirse.
(Hakan Serdar)

Mektup yazdım elinize geçtimi?
Toroslara yaz nişanı düştümü?
Benim için doya doya koklayın.
Çok sevdiğim nergiz çiçek açtımı?

MUSTAFA IŞIK[R1]

[R1]Kayseri pınarbaşı Kütüklüpınar köyünden